23 Ağustos 2012 Perşembe

Yalandan Aşklarım, Yılandan Dostlarım

Birçok yılana dostum dedim ben. Birçok yılanı koynumda besledim nasıl zarar göreceğimi bilmeden, düşünmeden. 
Gözüm açılıp da gerçeklerle karşılaşınca uzak durdum çekildim kurtuldum, bencile çıktı adım. Sustum hep, zehrini yavaş yavaş akıttığı değerlilerimi izledim. 
Kurtarmak istedim onları da, ama yapamadım. Tatlı bir zehri vardı çünkü, kendine çekiyordu ama içten içe öldürüyordu. Sigara gibiydi belki; sevdiriyordu kendini, bağlıyordu ama fark ettirmeden içini çürütüyordu. Kendi çürümüşlüğünü yanına çektiklerine de bulaştırıyordu.
Birkaç yalana da aşk dedim zamanında. 
Sevdim. 
Saydım.
Değer verdim.
Feda ettim.
Fakat ardından yalnızlıklarla evcilik oynamak oldu tüm meşgalim. 
Yeri geldi inkar ettim, yeri geldi isyan ettim. 
Ağladım, hırpalandım, ama kurtulamadım. Hep korktuğum o kaybetmekten bir türlü kurtulamadım. Hayatıma sessizce giren kim varsa dağılmış odalarımı yıkık harabelere çevirip gitti benden. 
Ne kadar sevdiysem o kadar gittiler, o kadar canımdan can götürdüler, belki de ne yaptıklarını bilmeden. 
Güvenim boşa çıktı defalarca, hayallerim parça parça martılara atıldı. Yenilecek hayallerim var, evet.
Şimdi sevmelere ürkek kalbimle tatlı bir yağmurda dans ediyorum. Sağanak bir umut yağmuru. Geleceğe dair parlak filizlerle dolu damlaları.
Pişman olmaktan korkarak bağlanıyorum, içimdeki tüm kiri akıtıp temizleyişine. Kendinden parçaları dökerek kalp yanıklarımı ferahlatışına.
Isırmaz belki bir daha düşlerimi martılar.  
Kemik aynı yerden iki defa kırılamaz derler ama kalp de alçı tutmaz, bilmezler. Sarıp sarmaladığın kırıklarımı açmazsın bir kere daha, değil mi?
Açma.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder